"Ey gönül, ey gönül, neden bu kadar gamla dolusun. Yıkıksın, kırık döküksün ama tılsımlı bir definesin sen.
Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın. Bildiğin gibi değil, her varlıktan daha olgun daha ilerisin sen.
Ruhsun, Cebrail'in üfürmesiyle eşsin. Tanrı'nın sırrısın, Meryem'in oğlu İsa gibisin sen.
Kendine hoşça bak, alemin özüsün sen. Varlıkların gözbebeği olan insansın sen."
-Şeyh Galib
Su, toprak, hava ve ateş.
Yaratıldığı günden beri aşığın payına düşen, ateştir.
Ateş, sırları ortadan kaldırır, marifeti ilme ulaşmaktır.
İlim, Adem'in sırrıdır. Allah'ın ruhundan üflediği "Can"ı keşfeden sırra ulaşır. Bu ancak İlahi aşkla olur.
Dünya sırrı, er ya da geç ortaya çıkmaya mahkumdur fakat Adem'in sırrına kavuşmak için yola düşmek, aramak gerekir.
Cihanın tüm kirine bulaştıktan sonra yeniden doğmak mümkün müdür?
Ateş ve Sır, Nalan Güven'in kaleminden, Feridüddin Attar ve Şeyh Galib yoldaşlığında asırlar öncesinden günümüze ulaşan sarsıcı bir varoluş hikayesidir.