Bir mart günüydü.
Bir öykü yazacak olursanız sakın ha sakın böyle başlamayın. Bundan daha kötü bir giriş cümlesi olamaz çünkü. Yaratıcılıktan yoksun, düz, yavan ve muhtemelen de içi boş. Ama şu an için böyle bir girişe göz yumulabilir. Çünkü onu izleyen ve öyküyü başlatması gereken paragraf öyle abartılı, öyle akıl almaz ki önceden hazırlamadan okuyucunun gözünün önüne serilmemelidir.
Sarah yemek listesinin üzerine kapanmış, ağlıyordu.
Elinde menüyle içini çeke çeke ağlayan New Yorklu bir genç kız düşünün!
Oyuna hazır mısınız? Her hikayede sizi şaşırtacak bir son mutlaka var! Kimi zaman hikayeye dahil olduğunuz, kimi zaman sorulara cevap vermek durumunda kaldığınız; kiminde dudağınızın kenarında kalan gülümsemeyle hüzünlendiğiniz, kiminde de bu kadar tuhaf istekler, durumlar olur mu diyeceğiniz hikayeler sunuyor O. Henry. Hatta işi bir adım öteye taşıyor; kendisiyle de çatışıyor, şakalaşıyor, yazmak hakkında ahkam kesiyor, söylediğinin tersini yapıyor.
Kısa hikayenin büyük ustası, sade bir dille günlük hayatın içinden çarpıcı anlar çıkarıyor. Adeta bu anları yontarak alıp okuru da dahil ederek üzüntü ve neşe, şaşkınlık ve ironi arasında okuru bir uçtan bir uca kısacık bir sürede taşıyor. Kara mizah da diyebileceğimiz O. Henry'nin seçkin hikayeleri Bir Mizahçının İtirafları'nda.