Yanık et ve sır kokan o boş mezarın üzerinde durduğumuz günden bu yana aylar geçmişti. Yeni bir maceranın başlangıcı olması gereken bir gündü. İntikamımızın acı sonunu işaret ediyordu.
Ancak oraya varmadan önce geri dönmemiz gerekiyordu.
Her şeyin başladığı yere. Hollow Heights Üniversitesi'ne. İhanet ve lanetimiz haline gelen sırlarla boğulan o kasabaya.
Fakat beni asıl rahatsız eden şey, araziyi çevreleyen orman ya da gizemli anıt mezar değildi. Onlardı.
Gecenin içinde gizlenenler.
O kadar kötü, o kadar çarpık, o kadar şeytanilerdi ki kabuslarımın hükümdarı olmuşlardı.
Hollow Erkekleri.
Tek bir yanlış hamleyle kendimi doğrudan onların ateş hattında bulmuştum.
Bu bir aşk hikayesi değildi, mutlu sonla biten bir hikaye de değildi. Aşk bizim acılarımızda, korkularımızda ve kanımızda aniden ortaya çıkmıştı.
Yaptıkları her korkunç şeyi izlemiş, yardım etmiş ve yine de onları sevmiştik.
Bazıları canavarlarından kaçardı, biz kendi canavarlarımıza aşık olmuştuk.