İnsan bu dünyaya ait değildir. Burada kalıcı da değildir: Başka bir yerden gelmiş ve başka bir yere gidecektir.
İnsan buraya ait değil ama burada yaşar. Büyük meselesi, faniliğin içinde ebedi olanı bulmaktır. Zorluk da imtihanın sırrı da tam olarak buradadır.
Varlığın ve eşyanın cilalı yüzü davetkar, cezbedici ve ayartıcıdır. Onu tahrik eder, dikkatini dağıtır. Asıl gündemine odaklanmayı zorlaştırır. Bu aldatıcı görüntüyü aşmak, eşyanın cazibesine kapılmadan yürümek ise mümkün ama çok zahmetlidir.
İnsanın serüveni dünyada başlamadığı gibi dünyada bitmeyecektir de. Dünya, daha önce başlayan ve devam eden o uzun yolculuğun yalnızca bir durağıdır. Bu durakta, insanın karşısına çıkan her imkan imtihanının bir parçasıdır. Güç ve iktidar birer imkandır. Mal ve servet, bilgi ve makam da öyledir. Keza saadet ve şöhret de.
Hakikatte iyilik de kötülük de, güzellik de çirkinlik de, vahşet de merhamet de insanın derin dünyasında uyku halindedir. Bunlar ancak uygun bir imkan oluştuğunda canlanıp varlık sahasında görünmeye başlarlar.
Saadettin Acar, "Herkes İçine Baksın" ve "İnsan Makamı"nda olduğu gibi "İmkansız İnsan"da da yolculuğun türlü haline dikkat çekmeye devam ediyor.