Annesinin ikinci evliliğinin ardından evde istenmeyerek bir konağa evlatlık verilen Necla, büyüdüğünde konak hanımının yeğeni yazar Kami'yle gizli bir aşk yaşar; fakat hamile kalınca Kami tarafından Bursa'daki sütninesinin yanına gönderilip kaderine terk edilir. Hasta yatağındayken çocuğunun ölüm haberiyle yıkılan Necla, çalışmak için girdiği fabrikanın sahibi Kemal Bey'in birlikte yaşama teklifini kabul ederek rahat bir hayata adım atar ve yıllar sonra varlıklı bir kadın olarak İstanbul'a döner. Vaktiyle kendisini evlatlık veren annesini ve üvey kız kardeşi İrfan'ı yoksulluktan kurtarsa da fedakarlığı karşılıksız kalır; nitekim İrfan, zamanında Necla'yı ahlaksızlıkla suçlayan mahallenin zengin ve dedikoducu dulu Tevfik Efendi'yle evlenir. Genç İrfan'la evlendikten sonra bambaşka birine dönüşüp eski ahlakçı tutumuyla tezat oluşturan Tevfik Efendi ve çevresindeki ikiyüzlülükler karşısında Necla, küçük bir dikiş makinesiyle başladığı işini Kamer Hanım ile Hafize'nin desteğiyle büyütür, emeğiyle ayakta durduğu yeni bir hayat kurar. Yıllar sonra Kami'yle yeniden kavuşsalar da iç içe geçen tutkular ve zaaflar onları hazin bir geleceğe sürükler. Güzide Sabri, ilk kez 1941'de yayımlanan romanı Necla'da aşk ve hayal kırıklığının ötesinde, hayatı başkalarının kararlarıyla şekillendirilen bir kadının ayakta kalma mücadelesini anlatır. Necla'nın kendi yolunu çizme çabasına, kadınların birbirlerine verdikleri destekle güçlenmeleri de eşlik eder.