"Sırların en büyüğü insanın kendisidir."
İnsanlık tarihi, aynı zamanda kendi gerçeğini mitleştiren, saklayan ve her çağda yeniden keşfeden bir "ifşa" sürecidir. Bu sürecin en sarsıcı ve popüler duraklarından biri hiç şüphesiz Oidipus'tur. Babasını öldürüp annesiyle evlenen o "lanetli" kralın hikayesi, yalnızca Freudyen bir karmaşa değil; aynı zamanda iktidarın doğasına, yasanın sınırlarına ve insan iradesinin kader karşısındaki çaresizliğine dair devasa bir laboratuvardır.
Suat Dülger, "Oidipus'tan içeride bir Oidipus daha vardı" diyerek çıktığı bu yolda; Kadmos'un Fenike'den getirdiği alfabe ve diğer becerilerle kurulmuş Thebai'den, Sophokles'in sahnelerindeki siyasi gerilimlere, Antigone'nin adalet çığlığından modern dünyanın "uçurum insanlarına" kadar geniş bir perspektif sunuyor.
Sfenks'in bilmecesi neden hala güncel?
Hukuk devleti ile tiranlık arasındaki ince çizgi nerede başlar?
Oidipus, bir günahkar mı yoksa toplumu arındıran bir kurban (pharmakos) mıydı?
Bu kitap, Sophokles'in trajik kahramanını antik çağın tozlu sayfalarından çıkarıp günümüzün siyasal ve sosyal krizlerine bir ayna olarak tutuyor. Oidipus'un körleşen gözlerinde aslında hakikatin nasıl inşa edildiğini görmek isteyenler için kapsamlı bir felsefi yapıt.
"Anlatılan senin hikayendir ey insan..."