İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziran'ının gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği.
Sait Faik'in İstanbul'u, sokakların, kahvelerin, sinemaların, meyhanelerin ve küçük insanların sesleriyle kurulan canlı bir dünyadır. Bir flanör duyarlılığıyla kenti adımlayan yazar, İstanbul'u yalnızca bir mekan değil, öykünün nabzını tutan bir karakter olarak anlatır.
Bu seçki, Sait Faik'in -Adalar hariç- İstanbul odaklı kırk bir öyküsünü bir araya getiriyor. Öykülerin süreli yayınlardaki ilk versiyonları ile yazarın hayattayken çıkan kitapları karşılaştırılarak hazırlanan bu derleme kent belleği için bulunmaz detayları da içinde barındırıyor.
Bugün Sait Faik'in anlattığı İstanbul'un izlerine pek az rastlansa da, "şu İstanbul denilen yer"in hafızası onun öykülerinde hala yaşamaya devam ediyor. VakıfBank Kültür Yayınları etiketiyle okurlarını bekleyen bu kitap, bir şehrin bir yazarda bıraktığı izlerin en berrak tanıklığı.