Bazı figürler tarihe yazılmaz; tarihe açılan bir kapı olarak var olur. Süleyman da bu kapılardan biridir. Bilgelik ile krallık arasındaki o ince çizgide duran bu isim, insanın içsel mimarisine dair saklı bir hat oluşturur. Çünkü mabet yalnızca taşla değil; niyetle, yönle ve adaletle yükselir. Ve o mabet, dışarıdan görünmeden önce içeride inşa edilir.
Bu çalışma, anlatıların gürültüsünü değil, sembollerin sessizliğini dinler. Mimari-insan paralelliği, ustalık ile iç disiplin arasındaki bağı açığa çıkarır. Hakikatin sesi çoğu zaman en altta duyulur; tıpkı ışığın yalnızca Malhut'ta görünmesi gibi. Bu nedenle Süleyman'ın hikayesi, hükmün ötesinde bir ifşa anatomisidir.
Okuyacağınız satırlar, dış mabedin ardındaki iç mabedi işaret eder. Ve insan, o iç mabedi tamamladığında, ışık nihayet görünür olur.